Yazarlar
Nihat Budan
Benim akil adamim Besikci
Benim akil adamim Besikci
Nihat Budan / Varlığımız başımızın belası, başımız iseayaklarımızın balası olmuş. Ayakların baş olduğu, başlarında ayak olduğu adı yasak ülkemizde “akil” adamlar aranır.
Akil adamlar aramak, Kürtlerin kendilerine baş aramasına benzer. Ama başımıza baş olanlar bu akil adamları arıyorlarsa halimiz perişan olur. Akil adamları dışarı da arama, Kürd halkına güvenmeme anlamına gelir ki buda felaketimiz olur.
Ancak bu öneriyi Kürtler adına yapan siyasi liderlere, örgütlere karşı sesiz kalmak da hayra alamet değildir. Bilinir bundan bir müddet önce Abdullah Öcalan, Kürdistan ve PKK sorununun çözümü için bir grup Türk aydınindan oluşacak insanların öncülük etme önerisinde bulunmuştu.
Türk Kökenli aydınlar, biz Kürtlerin ulusal sorununu kendi devletleriyle müzakere edecekler! Bu mümkün müdür? Öneri sahibi olan Öcalan taraftarları, başkan ne güzel öneride bulunmuş diye sevinmiş olabilirler.
Ancak Kürtler kırk milyondurlar. Doğu Kürdistan; Güney, Küçük Güney, Türkçe bilmedikleri için bu öneri hakkında neler düşünmüşler bilemiyorum!
Kuzey Kürdistan parçasında yaşayan halkımız da, Öcalan tarafından yapılan diğer tüm öneriler gibi, bu öneriyi de önemsiz bir laf gibi algıladıklarını mı kabul edelim? Sesiz kaldıklarına göre!
Ancak bu öneri insanı çileden çıkaracak cinsten. Kürtler hangi şartlar altında var olma kavgasını vermişler, tarif etmeye gerek var mı? Yada PKK nasıl KCK leşti diye analiz etmenin bir anlamı var mı?
KCK’nın yöneticileri şunu iyi bilsinler.
Kürdistan davası birkaç yüz yılın davasıdır.
Kürdistan davası bu gün nüfusu kırk milyona varan bir halkın davasıdır. Bu dava adına böyle rahat konuşmak marifet değildir.
Biz Kürtler çeşitli zorluklardan dolayı belki devlet kuramamışız.
Sanırım, Kürtlerin bu açmazı anlaşılıyor. Fakat Kürtler adına dava öncülüğü etme ideasında bulunanlar, davalarının çözüm müzakerelerini başkalarına havale etmeleri anlaşılır gibi değildir!
Bu nasıl bir akıldır, insan kendi davasinın öncülüğünü karşıtlarına havale eder mi?
Bu nasıl bir adalet anlayışıdır ki, kırk milyonluk bir halkın davası adına bu kadar rahat konuşacaksınız veya ağza alınmayacak lafları konuşur ve öneriler sunarsınız?
Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?
Bağımsız birleşik, müreffeh Kürdistan şiarına inanan, o yiğit Kürt çocuklarının ölümü hiç mi aklınıza gelmiyor?…
Gerçekte bu davayı temsil edecek iki Kürt insanı yok mu?
Biraz vicdan, atacağınız adım ve sunacağınız öneride vicdan ve adalet olsun!.
Vicdanı, adaleti olanda zaten bunu yapmaz!
Vicdanı adaleti olamayanda dava adamı olamaz.
A. Öcalan’dan sonra gazeteci yazar Hasan Cemal, M. Karayılan’la, Kürt sorununun çözümü adına bir ropörtaj gerçekleştirmişti. Bu ropörtaj içerik olarak biz Kürtlerin ulusal sorununun çözümüne ilişkin kaydadeğer hiçbir öneri bulunmazken, bu diyalog da da, A. Öcalan’ın daha önce yapmış olduğu “akil” adamlar önerisini tekrarladi.
Ve bu öneride daha ileri giderek birkaç tane Türk Aydınının adını sıraladı. Bu isimler arasında İlter Türkmen dikkat çekiciydi. Neden İlter Türkmen? Neden, Neden, Neden ???
Hadi bu önerinin sahibi olan adamlar. Kendilerini bu sorunların çözümünde yeterli bulmayıp, kendilerince adamlar aramaya başlamış olabilirler.
Peki neden Kürt aydınlardan birilerini değil de, ilter Türkmen de karar kildilar?
Saygın Türk aydınları bu sorunun çözümünde tabiki katkılarda bulunacaklar ve olmaları da gereklidir!
Ancak bu sorun Kürtlerin kendi sorunudur.
Eğer biz Kürtler kendi sorunlarımızı çözemiyorsak veya çözüm adına birkaç müzakereci insanımız yoksa bu sorunlardan bahis etmemiz bile abestir.
Bu yaklaşım politik bir taktik olarak anlaşılmasın, bu tamamıyla Kürdün Kürde güvenmemesi adına özenle seçilen bir stratejik yaklaşımıdır.
Oysa biz Kürtlerin güvenebileceği adamlarımız ve aydınlarımızda vardır.
Kürde güvenmeyen, Kürtler adına da çözüm önerilerinde bulunmasın!
Kürdü seven ve güvenen konuşsun!
A. Öcalan’ın ve adamlarının geliştirmek istedikleri bu talihsiz “akil” adamlar önerisinin çelişkisini, Kürt halkıyla paylaşmak isterim!
Sizce A. Öcalan ve örgütü Neden İlker Türkmen’i önermişlerde, İsmail Beşikçi yi önermemisler? illahi bir Türk aydini olacaksa niye Ismail Besikci degil de Ilter Türkmen?
Bu iki adamı; Kürk halkının çözüm bekleyen sorunları adına tanımakta fayda vardır. Bu iki adamın geçmişine bir bakmakta yarar vardir sanirim..
Neden Beşikçi hoca değil de, İlter Türkmen?
İlker Türkmen kimdir, hangi görevlerde bulunmuştur?
İlker Türkmen, 8 Kasım 1927,İstanbul) Türk diplomat. Galatasaray Lisesive Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. 1949'dagirdiği Dışişleri Bakanlığı'nda çeşitli görevler aldı; 1968'de Atina Büyükelçiliği, 1972'de Moskova Büyükelçiliği, 1975'de Birleşmiş Milletler nezdinde Daimi Temsilci görevlerinde bulundu. 12 Eylül Darbesi'ndensonra kurulan Bülent Ulusu hükümeti'nde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
1983'de Birleşmiş Milletler Cenevre Daimi Temsilcisi, 1985'de Birleşmiş MilletlerNew York Daimi Temsilcisi, 1988'deParis Büyükelçisi olarak görev yapmış ve 1991'deemekli olmuştur. 1995 genel seçimlerinde MHP'den İzmir milletvekili adayı olmuş fakatseçilememiştir. Bir dönem, GalatasarayÜniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde ders vermiştir. Halen Hürriyet Gazetesi'ndedış politika yazıları yazmaktadır. Milli Emniyet Hizmeti Reisi Korgeneral Behçet Türkmen' inoğludur. Mina Türkmen ile olan evliliğinden Lale Apa ve Güner Türkmen isimliiki çocuğu olan İlter Türkmen halen GalatasarayÜniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr.Füsun Türkmen ile evlidir.
Birde İsmail Beşikçi Hoca kimdir ve neler yapmıştır?
Beşikçihoca, İskilip'te ilkokulu okuduktan sonra, Çorum Lisesi'ni bitirerek, 1962 yılında AnkaraÜniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi' nden mezun oldu. 1965-1971yılları arasında Erzurum'daki AtatürkÜniversitesi' nde asistanlık yaptı. Atatürk Üniversitesi Fen-EdebiyatFakültesi'nde sosyoloji asistanı iken aynı bölümdesosyoloji doçenti olan Orhan Türkdoğan tarafından, Marksist propaganda ve bölgecilik yaptığıgerekçesiyle ihbar edilen Dr. İsmail Beşikçi, 12 Mart 1971döneminde sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı ve üniversite ile ilişiğikesildi. 1974 affıyla cezaevinden çıktı, daha sonraKürt sorununu işleyen düşüncelerinden ötürü yargılandı.
Kürt sorunu üzerine araştırmaları ve yazılarıyla tanınan Beşikçi, sekiz kezcezaevine girip çıktı ve yaşamının 17 yılı ceza evinde geçti. 12 Eylül askeridarbesinden önce 1979'da cezaevine girer ve 1987'deserbest bırakılır ancak davalar bir türlü peşini bırakmaz bu davalardan giydiğihükümlerle 1999'a kadar tutuklu kalmıştır. 1999yılında yapılan sınırlı yasal düzenleme sonucu tahliye olduğunda hakkındatoplam 100 yıl hapis ve 10 milyar lira para cezası verilmiştir. İsmailBeşikçi'nin yayımlanan 36 kitabından 32'si Türkiye'de yasaklandı. 100 yıl hapiscezasına ve 10 Milyar para cezasına çarptırılınca mahkemeye, "10 Milyarpara cezasını vermeyeceğim onuda güne çevirin 100 yılın üzerine ekleyin" demişti. Atatürk Üniversitesi'nde asistanlığı döneminde doktora tezi olarakhazırladığı "Alikan Aşireti Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme",alanında Türkiye'de yapılmış önemli sosyolojik bilimsel çalışmalardan biridir. Beşikçisarı hoca lakabıyla bu gün halkımız arasında tanınmaktadır.
Kürt davasının Devlet nezninde müzakere ve çözümü konusunda, neden Beşikçi hoca değil, İlter Türkmen? Neden her hangi bir Kürt aydını değil Türkmen?
Acaba bende, İsmail Beşikçi hocanın bu müzakerelerde katkısı olması adına bir öneri yapabilirmiyim? Bu soruyu bir daha siz değerli okurların dikkatine sunmak ve paylaşmak isterim.
Nihat Budan
12.07.09
Son Güncelleme (Cumartesi, 15 Ağustos 2009 19:35)



Öner, paylaş