Yazarlar
Nihat Budan
Kemalizm Kırılıyor
Kemalizm Kırılıyor

Nhat Budan/Bir doğa felaketi sonucu, latin Amerika'nın küçük bir ada devleti, Haiti depremle kırıldı. Tabi kırılmayı kelime itibarıyla ifade etmek kolay, ama bu kırılmayla gelen depremin enkazları altında kalan insanların çığlıkları yükselince işte o zaman olayın büyüklüğü anlaşıldı. Kemalizm, zorun ve zorbaların hile, entrika yoluyla kurdukları, Askeri faşist bir rejimin adıdır. Tarihi toplumsal gerçeklerinden uzak, ideolojik donamımdan yoksun Askeri vesayetle ayakta kalmayı bu güne kadar başaran tek rejimdir.
Yıkılma sürecine giren bu rejimin mirasçıları ve onun bekçi gücü olan, Askerlerin feryatları tıpkı Haiti depremin adlında kalan insanlarınkini andırıyor.
Tarihte bu kadar soyut suni temeller üzerinde kurulan, ama buna rağmen seksen yıl ayakta kalmayı başaran bu rejimin keramatleri, yıkılan duvarların arkasında çıkan belgelerle iyi anlaşılıyor.
Bu belgelerde ortaya çıkan planların, oyunların ne kadar vahim olduğunu görüp şok olan, bağırıp çağıran tabi ki sadece Kemalist birokrasi ve onun askeri gücü değil.
Birde bu olanlar karşısında, feleği şaşmış bir kesim daha var.
Onlar ki yılardır, bu orduya, Peygamber ocağı diye evladını davul zurna eşliğinde gönderen Türk dindar halk kesimidir.
Çünkü Türk ordusu yılardır, mazlum Kürdleri ve solcuları katletmede bu halk kesimine dayanıp bu çirkin emellerini sürdürüyordu.
Bu anlamda, Müslümanların örgütlemelerine olanak tanıdılar, ancak iktidarlarına asla.
İşte o zaman kendileri, bu ordu tarafından kullanıldıklarını anladilar ve yeni bir arayışa girdiler.
Oysaki yılardır, Kürd halkı bağırıyor çağırıyordu. Bu orduyu besleyip desteklemeyin, aksi taktirde bir gün sıra size de gelir, feryatlarını hiç dikkate almayan bu kalabalık halk kesimi, ancak sıranın kendilere gelmesiyle, Kürdlere nasıl tarihte bir ihanet olduğunu anlamaya başladılar.
O dönemde, Kemalistlerin gerçek niyetlerini anlamayan ve bu rejim sahipleriyle, ortaklık kurmada ısrar eden bazı Kürd aşiretleri ve halk kesimi de nasıl bir tarihi hata etiklerinin sonuçlarını sanırım bu seksen yılda anlamış olmaları gerekir.
O günün Şartlarında Türkmen, Gürcü, Özbek ve Bulgar göçmenler, gerçek niyetlerini gizleyip, Kürdlerden destek almak adına, İslam’ın kardeşlik bağlarını kullanarak, iki Müslüman halkın birlikte geleceklerini var etmenin bir bahane olduğu, asıl amaçlarını Anadolu’da bir Türk ırk devletini kurmak olduğunu acıyla öğreniyorlar.
Yani kısaca, bu rejimin kuruluşunda, olan ihaneti, gerek dindar Türk halkı, gerekse o dönemi anlamaktan uzak, Kürd halkı bu gün ortaya çıkan vahim sonuçlarla öğreniyorlar.
Kemalizm yıkılıyor!
Acaba bir gün yıkılacak diye, Kemalistlerin geleceklerini garanti altına alacakları planlarının ne olduğunu merak ediyor muyuz?
Osmanlı döneminin devamı olan, Jön Türkler nasıl kendilerini gizleyerek, bu rejimin temelini, İslam esaslarına dayalı olacağını her fırsatta anlatan, İstihbaratçı, Bulgar göçmeni, M. Kemal ve arkadaşları planlara sahiptilerse, hiç kuşkusuz kendilerini bu rejimin mirasçıları ve bekçilerini görenlerin de bu günler için planları vardır.
Tabi ki yıkılacak olan bu rejimin duvarları altında çıkacak, Türkmen, Gürcü, Özbek ve Bulgarlar göçmenleri kendi gelecekleriyle alakalı planları ve hesapları kalkıp açıklamalarını beklemek ham hayaldır.
Çünkü bu rejimin duvarları arkasında çıkacak en gizli olan planlar, projeler, Kürd insanı nasıl katlim ve asimilasyon yoluyla Türkleştirecek belgeleridir.
Kimseler bu rejimin daha gizli belgeleri olduğunu beklentisine girmesin.
Zaten dikkat edilirse, orduya karşı yürütülen soruşturma batı bölgesiyle sınırlı kalmalı biçiminde işliyor.
Birinci dünya savaşı döneminde, Osmanlı yıkılıyor, batı devletleri gelip topraklarımızı işkal edecekler havası içerisinde tabi ki, İslam’ duygu düşüncesi öne çıkmıştır.
Topraklarını, Hiristiyan batı devletlerine kaptırma korkusuyla gelişmeleri ele alan Kürler ile, gelişmelere Kürdlerin tarihi siyasi milli menfatlerı bakımından ele alanlar arasında gerekli doğrular üzerinde bir birleriyle tamamlayıcı konuşma, anlaşma fırsatlarını tanıyamadıklarından, işte o bilinen tarihi karanlık sürece yuvarlandık.
Kürd ülkesi dürte bölündü, yüz binler katl edildi ve milyonlar yerinden topraklarından asimile etmek maksadıyla sürgünlere yolandı.
Yine bu sürecin ne kadar acımasız olduğunu ve işlediğini anlatan bu örnekle sanırım olanlar daha iyi özetlenir.
Hemen her Kürd insanı iyi biliyor ki, Sakıp Sabancı, Türkiye’nin önde gelen saygın bir iş adamıydı.
Ancak Sakıp beyde, her insan gibi Ülkesinde, Kürd halkına karşı yaşanan o inanılmaz vahşetlerden dolayı acı çekiyor ve birde bu anlamsızlaşan savaş yüzünden her gün ülkesi fakir oluyordu.
Memleket sorunlarının Tartışıldığı bir açık, tv programına katılan, Sabancı, Kürd meselesine ilişkin düşüncelerini ifade ederken, ilginçtir o oturumda olan değişik siyasi görüşlerden olan her kesten daha fazla o ana kadar, Sosyalist devrimci ve Kürd halkının dostu olduğu bilinen, Doğu Perinçek tepki gösterdi.
Aslında Perinçek’in nasıl hesaplar içerisinde olduğu beli başlı Kürd siyasi çevreler tarafından dile getiriliyordu, ancak bu tespitleri bölgede yaşanan savaş perdeliyordu.
Daha önce, Kürd dostu, Öcalan’ın arkadaşı, Perinçek’in tam bir
M. Kemal rolüne sahip bir uslupla, “Sayın Sabancı bu açıklamalarla sen çizmeyi aştığının farkında değilsin” demesi her kesi şoke etmişti.
Nasıl olur, bu adam bu güne kadar, Kürdelerin, Türk ordusu tarafından katl edildiğini yazarçizerken, şimdi de tam bir kuvayi miliyeci kesilmiştir.
Perinçek’in anlamsız ve gerekiz tepkisine azarlayıcı tavırla karşılık veren, Sabancı nasıl bu halk kahramanına cevap verir diye, bu gün tüm belgeleriyle ortaya çıktığı üzere Türk ordusu, Sabancı’nın ölüm emrini çıkarır. Bu emir sonucu, Sabancı sentır katliamı gerçekleşti.
Kürler hakkında görüşünü ifade eden Sabancı, aslında ordunun
Kırmızıçizgilerine dokunmuştu. Sanırım birde ordu yine her kese ders olması bakımından ikide bir kimseler bu Kürd meselesini ağzına almasınlar diye de bir uyarı yapmak istemişti.
Peki, acaba bu ordunun ve Periçek’in planı hesapları neydi de, bu Türkiye’nin en büyük sermaye sahibi hemen ortadan kaldırılmak istendi.
Sevgili okurlar, yoksa gerçekten bazı belgelerde yazıldığı gibi bu Perinçek İkinci bir M. Kemal rolünü mü oynuyor?
Baksanıza, adamın bir eli; Kürd örgütleri içinde, diğer eli ordu içerisinde.
Adamların, basın üzerine çıkan parça, parça açıklamaları ilginç.
Örneğin, Yalçın Küçük bir açıklamasında, “Kürdler önce Sosyalist sonra yurtsever olabilirler” söylemi bu günkü gelişmeleri adeta doğruluyordu. Sonra, Y. Küçük’ ün Perinçek’in işçi partisi ile Kürd, işçi partisi iki kardeş parti gibi beyanat ve açıklamalarda bulunmaları daha bir şaşırtıcı.
Y. Küçük, Perinçek ve M.Beli sık sık Şama gidip gelmeleri, hata tanık ve şahitsiniz bu parti üyeleri, tarihe mal olmuş, Kürd şahsiyetlere ilişkin, İngiliz ajanları, işbirlikçileri deme cesaretini gösterdiler, yoksa hangi Kürd siyastçi kendi halkının Şehid ilan ettiği bu tarihi şahsiyetlere dil uzatabilirdi ki.
Bu açıklamaları, konuşmaları birçok toplantı ve konferansların belgesinde bulmak mümkün!
Sanırım amaçlarında, Kürdlerin kendi tarihi geçmişi hakkında olan bilinci tamamıyla silmelerini istiyorlar.
Ve yine en önemlisi, Güney Kürdistan halkımızın elde etikleri kazanımlara en çok bunlar saldırmakta ve Kürdlere buradan uzak durmalarını istemektedirler.
İnsan bu hala bakarda, acaba bir daha tarihi tekarür mü yaşanıyor ne? Diye düşünmekten kendini alı koyamıyor.
Baksanıza bu gelişmelere, Yalçın Küçük direktifleri doğrultusunda, DTP kapatılıyor, Sayın Ahmet Türk’e siyasi yasak getiriliyor ve sonra bakıyoruz, Küçük’ ün, Ahmet Türk hakkında ileri sürdüğü “Barzanicidir” ideasını doğrular biçimde Kürd işçi Partisi de açıklamalarda bulunuyor.
Sonra kürd, işçi partisi de bu kadar ısrarla, Kemalist Sol güçleriyle bir ortaklık kurma sevdası, tabi ki insanı düşündürüyor.
Birde dikkat edilirse, Kemalizm’in yıkılmasını hızlandıracak belge bilgiye sahip, Kürd işçi partisi bu konuda açıklamalarda bulunması gerekirken sesiz ve suskun. Neden? Normalinde bu parti ve taraftarları şimdi meydanlarda, bu ordunun Kürdistan’da yaptıklarının açığa çıkması için zangır, zangır bağırmaları gerekirdi. Artı federal Kürd hükümetiyle daha çok yakın ilişkile içerisinde olmaları ve bulunmaları gerekirdi.
Çünkü tarihimizin en önemli kazanımlarından biridir, güney Kürdistan.
Ama maalesef, bu sürece ilişkin, Kürd işçi partisi tutumuna bakınca, kesin kes M. Kemal’in dönemi hatırlanır. Din elden gidiyor, siz kalkmış milli menfaatlerin peşine düşmüşsünüz serzenişlerin de bulunan, geçmişte bazı Kürd aşiret ve kesimlerin tutumunun sanki sergiliyor.
Kemalistlerin; Kürdlerin desteği almak için en çok batı devletleri gelir, Din elden gidiyor yaygarasını öne çıkarmışlardı.
Dikkat ederseniz bu günde Kemalist sol ve Kürd işçi partisi ABD kendi çıkarlarına bizi alet ediyor, kimse bu oyuna gelmesin yoksa görür gününü biçiminde ortak açıklamalarda bulunmaktalar.
Değerli okuyucular, yılardır Kürd işçi partisi ve bazı Kürd solcular, hemen her resmi açıklamalarında, birinci dünya harbinde, İslam elden gidiyor korkusuyla bazı Kürd Aşiretlerin, Kemalistlerle yaptıkları ortaklığı ihanet ve delalet olduğunu değerlendiriyorlardı.
Peki, Kemalizm’in yıkılma sürecine girdiği bu vakit, Kemalist solcularla olan ilişki bir tarihi ihanet olmayacak mı?
Hem dün belki dışarıdan gerçekte bir saldırı vardı, insanların olanları bu kadar görme şansları da yoktu.
Peki ya bu gün! Nasıl olur, Kürd halkının inkarı imhasının adı olan Kemalizm’in yeniden günceleştirilmesine katkıda bulunabiliriz.
Nasıl olur, Sol sosyalistlik adına, Kür halkının kazanımları gerici işbirlikçi gösterilir?
Sonra ülkemizde taş üstüne taş bırakmayan, beden üzerinde baş bırakmayan bu rejimin generallerini savunan birileriyle nasıl olur Kürd halkı adına siyasi itifak yoları aranır.
Tabi ki bu tür gayret ve çaba, bizlere, Kemalistler yeniden Kürdlerin desteğinde ikinci Kemalist bir yapılanma arayışında olduklarını gösteriyor. Fakat sanıldığı gibi her şey tasarlandığı üzere gitmez. Bazen planlamalarda aksaklıklarda ortaya çıkar.
Tıpkı, Kemalistlerin hiç beklemediği gibi ABD’nin gelip Türkiye’ye komşu olması gibi!
Birde Saddam’ın rejimine son vermeyle bölgede ortaya çıkan bir bölgesel Kürd yönetimi gibi.
Ve bir ikincisi Türkiye’de, AKP’nin iktidara gelmesiyle, Kemalistlerin tüm planları iyice alt üst oldu. Yoksa şimdi memleket sınırları Kemalist socular önderliğinde çoktan adriyetik denizinden
Çin sedine kadar dayanmış olacaktı?
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
| Yorumlar |
|
|
Son Güncelleme (Perşembe, 25 Şubat 2010 15:31)



Öner, paylaş