| 07 Şubat 2010
Selim Çürükkaya / Kürdistandaki izlenimlerimi anlatmadan önce, bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Bazı okuyucular resmi davetli olarak Kürdistan’ a gittiğimi, bu yüzden yazdıklarımın gerçeğin bir tarafı olduğunu, gerçeğin diğer tarafını görmediğimi zanedebilirler. Hatta bazı okuyucularım eski kominist ülkelere giden bazı resmi davetlilerin böyle yanıldığını bile söyleyebilirler.
Diyebilirlerki eskiden kominist ülkelerin kominist partileri kendi ülkelerine kapitalist ülkelerin kominist parti yöneticilerini davet eder, onları lüks otellerde ağırlar, en güzel lokantalarda yemek yemelerini sağlar, ülkenin gösterişli yerlerini gezdirir, törenle havaalanından onları ülkelerine yollarlar.
Ben şunu açıkça söyleyebilirim ki; Kurdistan a resmi davetli olarak gitmedim. Tek bir gece olsun herhangi bir otelde yatmadım.
Almanya da tanıdığım Kürt bir aile aracılığıyla arkadaş olduğum yurtsever bir Peşmerge nin isteği üzerine gittim.
Gittiğim ve gördüğüm her yerde her şeyi dikkatli gözlerle inceledim, yüzlerce kişiye binlerce soru sordum ve yanıtlar aldım. Görüştüğüm kişiler arasında taksi şöförleri, işçiler, öğrenciler, eğitim görevlileri, peşmergeler, doktorlar, mülteciler, PKK den ayrılanlar, park ve bahçe işçileri, meclis başkanı, genaraller, din adamları, halk mahkemeleri hakimleri, iş adamları, seyyar satıcılar, istihbaratçılar, parti yöneticileri, kaymakamlar, mobilyacılar, keresteciler, boyacılar, memurlar, müdürler, müsteşarlar, koministler, sanatçılar vardı.
Onlarca kez taksilerle şehir içi yolculuk yaptım.
Hevler şehrinde binlerce taksici var.
Yol kenarında beklerseniz, her dakikada bir taksi yanınızdan geçer.
Ve ben taksiye atlar atlamaz merhaba dedikten hemen sonra sorumu sorardım.
Rüşvet ve hırsızlığın olduğunu söyleyen şoförlere rastladım.
Ama istisnasız her kes düzenden memnundu.
Düzene tam olarak karşıt olan bir taksi şoförüne rastladım, oda Türkmendi
Bana “Bunlar ile Saddam arasında bir fark yok” dedi.
Adamın bu cevabına hemen bir soru ile karşılık verdim:
“Saddamın adamlarına Saddam ile Barzani arasında bir fark yok deseydin ne olurdu?”
Şoför bana baktı:
“Beni hemen burada taksinin içinde öldürürlerdi, şimdi demokrasi var” deyip sustu.
Ortadoğu gibi bir yerde rüşvet ve resmi hırsızlığın olmadığını, kanunun ve adaletin saat gibi işlediğini söylemem imkansız.
Saddam gideli kaç yıl olduki?
Bir öğretim görevlisi ile tartışmamızda bana çok önemli bilgiler verdi.
Onun anlatımına göre Saddam’ ın parası çoktu.
Ve Saddam insanların sorun çıkarmamaları için hemen hemen çoğunu maaşa bağlamış, bir nevi devletin ispiyoncusu polisi uşağı haline getirmişti.
Buda müthiş bir tembellik yaratmıştı.
Yılların yarattığı bu tembellik hala vardır.
İnsanlar çalışmak istemiyordu sanki!
Zaten çalışma alanları henüz açılmamıştı,
Sait hocanın anlatımına göre Kürtler otellerde kahvelerde, lokantalarda karsonluk yapmaya tenezül etmezdi.
Havalanında çalışan hammalların çoğu Srilankalı veya Hintti.
Binlerce ev ve büroda temizlikçilik yapan bayanlar, Afrika dan gelmişti.
Birlikte yolculuk yaptığım bir peşmergeye ard arda sorularımı yöneltmiştim, işte onlardan bir kaçı:
Kaç yıllık peşmergesin?
15 yıllık?
Ne kadar maaş alıyorsun?
350 Dolar!
Aylık olarak mı?
Hayır 15 günlük.
Neden 15 Günlük?
Çünkü 15 gün Peşmerge olark çalışıyorum. 15 günde kendim için çalışıyorum.
Kendin için ne iş yapıyorsun?
Bir şet yapmıyorum, daha doğrusu çalışmak istemiyorum.
Kaç çocuğun var?
Üş, eşim ve ben beş..
Peki 350 Dolarla geçinebiliyormusun?
İdare etmeye çalışıyorum. Kendi evim var, kira vermiyorum. Devlet aylık olarak her vatandaşa yeterince, yağ, şeker un ve gaz veriyor.
Neden ek bir iş yapmıyorsunuz?
Yıllarca dağlarda peşmergelik yaptım. Şimdi ülkem kurtuldu, özgürlüğüme kavuştum. Elhamdulillah kimse bize karışamıyor, çalışıp ne yapayım ki?
Yine bana anllatıldığına göre devlet daha önce yani Saddam rejimine karşı savaşta şehit düşen kişilerin ailelerine düzenli maaaş ödüyor.
Kürdistanda neredeyse her aileden birkaç tane şehit olduğu hesaplandığında maaaşsız aile bulmak zordur.
Kürdistanda Memur, asker istihbaratçı olark görev yapan binlerce insan vardır.
Ve bu işlerin hemen hemen tümünün direkt üretimle alakası yoktur.
Şu anki toplum neredeyse tüketici bir toplumdur.
Bazı tartışmalara kulak misafiri oldum…
Toplumun üretici hale gelmesinin şart olmadığını söyleyenler;
Dubaiyi örnek veriyorlar, diyorlar ki Dübai de o kadar çok petrol çıkıyor ki ve bu petroller o kadar çok Dubai lileri zengin etmişki; kimse çalışmaya gerek duymuyor.
İşçiler dışardan geliyor ve neredeyse burada her ağaca bir Hintli bekçi olarak bakıyor.
Saddam rejimini yarattığı tembellik, petrolün getirdiği bolluk, sanayinin gelişmediği bir coğrafya, Peşmerge yaşamına alışan gururlu insanlar…
Ama benim vardığım sonucu sorarsanız Kürtler hızla şehirli oluyorlar..
Medeniyeti kuruyorlar..
En temel ihtiyaçları olan evlerini çok modern olarak inşaa ediyorlar.
Araba sahibi oluyorlar. Alt yapıyı, kanalizayon, elektrik, telefon işini kuruyorlar.
Modern üniversiteler açıyorlar..
Televizyon kanalları hızla artıyor.
Basın henüz ülkede bir kuvvet olamamış, ama çalışmalar var.
Her şeyden önce insanlar mutlu.
Kimsenin yüzünde korku ve endişe göremezsiniz
Zengin olma bir şeyleri kapma telaşı gizlenemez kadar açık
Ve insanlar gayet sakin
Kavgaya hiç rastlamadım, yüksek sesle konuşanada, hırsızlığa da
Emniyet tam takır....
Pariste çarşının en işlek caddesinde arabanızı park ederseniz, sabaha geldiğinizde büyük bir ihtimalle camının kırldığını ve içindekilerinin çalındığını görürsünüz.
Ama Hevler de arabanızın camını açık bıraksanız bile eşyalarınızın çalınmadığına tanık olmamız mümkündür.
Kürdistan da çok ciddi şeyler oluyor.
Galiba “Kürtler devlet kuramaz” sözleri tarihin çöp sepetine atıldı bile.
Devam edecek
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Resim Kurdistan parlementosu
| Yorumlar |
|
|
|
|
|


